
Bir çocuğu uyuşturucudan korumak yalnızca “Uyuşturucu kötüdür” demekle olmaz.
Tıpkı bir çocuğu teknoloji bağımlılığından korumanın da “Telefonu bırak!” demekle mümkün olmadığı gibi…
Bugün bağımlılığın şekli değişiyor.
Eskiden anne babalar çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiğini, nerelere gittiğini, eve saat kaçta geldiğini merak ederdi. Şimdi ise çocuğun odasında sessizlik var; ama o sessizliğin içinde telefonun ışığı hiç sönmüyor.
Çocuk evde.
Ama gerçekten bizimle mi?
Belki aynı sofrada oturuyoruz, fakat onun aklı başka bir yerde. Belki bize “İyiyim” diyor, ama saatlerce sosyal medyada başkalarının hayatlarını izliyor. Belki oyun oynuyor, fakat oyunun içinde kazandığı sanal başarılar gerçek hayattaki başarısının önüne geçiyor.
İşte burada anne ve babaya büyük bir sorumluluk düşüyor.
Çocuğun elinden telefonu almak kolaydır. Çocuğun gönlünü kazanmak zordur.
Eğer çocuğumuz eve geldiğinde onunla konuşmuyorsak, nasıl bir gün geçirdiğini sormuyorsak, sıkıntılarını dinlemiyorsak; onun bütün dünyasını ekranın doldurmasına şaşırmamalıyız.
Çocuklar boşlukları mutlaka doldurur.
Biz doldurmazsak internet doldurur.
Biz dinlemezsek sosyal medya dinler.
Biz değer vermezsek, çocuk değer gördüğünü hissettiği başka bir yere yönelir.
Bu nedenle bağımlılıkla mücadele sadece yasak koyma mücadelesi değildir.
Bu mücadele, çocuklarımızla bağ kurma mücadelesidir.
Anne ve baba önce kendisine bakmalı.
Çocuğuna “Telefonu bırak” deyip kendi elinden telefonu düşürmeyen bir anne-baba ne kadar etkili olabilir?
Çocuğuna “Benimle konuş” deyip televizyon karşısında sürekli telefonuyla ilgilenen bir baba, çocuğuna hangi mesajı verir?
Çocuk nasihatle değil, örnekle büyür.
Bu yüzden evlerimizde sadece çocukların ekran süresini değil, aile olarak ekranla geçirdiğimiz zamanı da sorgulamalıyız.
Akşam bir saat telefonu kenara bırakıp ailece sohbet etmek belki de en pahalı terapiden daha değerlidir.
Birlikte yürümek…
Birlikte yemek yapmak…
Birlikte kitap okumak…
Birlikte spor yapmak…
Çocuğun fikrini sormak…
Onu gerçekten dinlemek…
Bunlar basit gibi görünür. Ama bağımlılığın karşısındaki en güçlü kalkanlardan biri sağlam aile bağıdır.
Çocuğumuzun arkadaşlarını tanıyalım. İnternette kimlerle görüştüğünü bilelim. Hangi oyunları oynadığını, hangi içerikleri izlediğini konuşalım. Fakat bunu baskıyla değil, güven oluşturarak yapalım.
Çünkü aşırı kontrol çocuğu susturabilir; sağlıklı iletişim ise çocuğun bize açılmasını sağlar.
Uyuşturucuyla mücadele ederken teknoloji bağımlılığını ikinci plana atamayız.
Çünkü bağımlılığın adı değişse de temel mesele aynıdır:
Çocuğun hayatında kontrolü kaybetmemesi.
Bir çocuk ekranı yönetmeli; ekran çocuğu yönetmemeli.
Bir oyun eğlence olmalı; çocuğun bütün hayatı olmamalı.
Sosyal medya iletişim aracı olmalı; çocuğun değerini belirleyen ölçü olmamalı.
Ve anne-baba, çocuğun hayatında sadece kural koyan kişi değil, sığınabileceği ilk insan olmalı.
Bugün çocuklarımızı uyuşturucudan korumak istiyorsak, onları yalnız bırakmamalıyız.
Bugün teknoloji bağımlılığından korumak istiyorsak, onlara gerçek hayatın sanal dünyadan çok daha güzel olduğunu gösterebilmeliyiz.
Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı daha fazla ekran değil;
daha fazla sohbet,
daha fazla ilgi,
daha fazla sevgi,
daha fazla aile.
Unutmayalım:
Bir çocuğun elindeki telefonu görmek kolaydır.
Kalbindeki boşluğu görmek ise anne-babanın sorumluluğudur.
Bağımlılıkla mücadele sokakta başlamaz.
Evde başlar.
Ve o mücadelede en güçlü kurum yine ailedir.
Kalem Haber Gerçekleri Yazan Kalem